|
|
 |
« : 11 Ağu 2009, 22:41:57 Sal » |
|
Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığınortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururkenaldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat dahatakviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum.Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim.Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgaramukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyorgibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni,annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.
Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşemçam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı.Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelenmektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım,gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benimsevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu.Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni teşhirediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermekistiyordu.
İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...
Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
İşte onun çobanından 10 paraya aldım.
Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.
Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiğipara ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket nedeniçmiyor?
Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, neyapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütteniçecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışınıtetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi."
Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlakaburalara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmide senin sayende görecektir.
O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.
Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu,ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.
Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezanbitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. Ogüzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.
Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.
Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :
-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyenkoyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağlarınHalkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünküböyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türkleremahsustur.
"Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-icelalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileğiihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerdesana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zatenkahrettin ya, bütün bütün mahveyle!"
Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.
Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğünolmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, birdüğün yaparız, olmaz mı?
Kadir'e mektup yazdım.
Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.
Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.
Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.
Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.
Oğlun
Hasan Etem
4 Nisan 1331
(17 Nisan 1915)
|