Kullanıcı Adı: Save?
  Şifre:
Ana Sayfa Rsm_Yükle Giriş Yap Kayıt

+ -->Anormaliz.Com Alemin £n Geyik Forum Sitesi<--  » Anormaliz  » Ciddi Haber Ajansı » Ateş Hattı (Moderatör: seyyah)Konu:
 Resmi belgelerle Ermeni vahşeti (18 Bölüm dü tamamlandı. Okuyun Bakem)
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Resmi belgelerle Ermeni vahşeti (18 Bölüm dü tamamlandı. Okuyun Bakem)  (Okunma Sayısı 2534 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #10 : 30 Ara 2008, 11:34:14 Sal »

 

 



Katliamın canlı tanıkları Ermeni vahşetini anlatıyor


* Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermeni çetelerin insanlık dışı mezalimine tanıklık edenlerin
verdiği bilgiler tüyler ürpertiyor

* Kadın, çocuk ve yaşlı ayırt etmeyen çeteler, akılalmaz işkencelerden geçirdikleri Türkleri öldürdükten sonra cesetlerini kuyulara doldurdu


Osmanlı Devleti’nin arşivlerinde, Ermenilerin mezalimini yaşayanların anlattıkları, yeminli ifadeleri belgeleri, bilgileri ve tanıklarıyla ayrıntılı bir şekilde yer alıyor. Bu meselenin tarihçiler ve akademisyenler tarafından masaya yatırılması durumunda, tarihe düşen kayıtlar da gün yüzüne çıkacak. Olayın üzerinden neredeyse bir asır geçti. Canlı tanıklar bugün yaşamıyor. Ancak yıllar önce anlattıkları, devletin belleğine alınmış durumda. 1900 yılında Van’da doğan Muhammed Reşid Güleşer, bu zulmün ve vahşetin tanıklarından biri oldu. Van’daki Ermeni vahşetinin yaşandığı yıllarda, Darü-l Muallimin öğrencisi olan Güleşer, Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte “şımarmaya” başlayan Ermenilerin Van’daki eylemlerini şöyle anlatıyor:

Hastanede zehirlemişler
“Ermeni ve Yahudilere, orduya silahlı olarak katılmak izni verildikten sonra Van fırkası giderken Ermeni çeteciler orduya kendi silahlarıyla birlikte katılmışlardı. Van’a dönen Hacı Latif Bey ve başkalarından duyduğumuza göre, Van fırkasında bulunan Ermeniler askerlerimizi arkadan vuruyorlarmış. Hatta Doğu Cephesi’nden gelen ve Van’daki hastanelerde yatmakta olan yaralı Türk askerleri de Ermeni hemşire ve doktorlar tarafından zehirlenmek suretiyle öldürülüyorlarmış.

Koyun gibi boğazladılar
Van’daki duruma gelince, Ruslar bu sırada Muradiye, Özalp ve Başkale’den olmak üzere üç koldan harekete geçmişlerdi. Şehirde ise Ermeniler isyan etmiş, 29 gündür Müslüman ahaliye karşı harp ediyorlardı. Hatta bizim üç kışlamız vardı (Hacı Bekir, Aziziye, Toprakkale). Onar kişiden, yani birer manga asker nöbet tutardı. Bu kışlalara da baskınlar yaparak askerlerimizi koyun gibi boğazladılar, kapı komşumuzun amcası Ali Çavuş da orada şehit olmuştu. 29 gün boyunca bu zalim saldırılar devam etti. Nihayet Müslüman ahalinin daha fazla kırılmaması için hicret emri verildi. Vasıtaları olanlar vasıtalarıyla, olmayanlar büyük bir perişanlık içerisinde yollara düştük. İnsanlar yollarda çocuklarını bıraktı, açlıktan, salgın hastalıktan kırıldı.

Evleri talan ettiler

Sonra buradan hicret eden insanlar için 12 gemi tahsis edilmişti. Dört tanesinde Van’da görevli memur ve aileleri vardı. Tabii gemiciler de hep Ermeni’ydiler. Dört gemi dolusu insanı bu gemicilerin yardımıyla adaya (Adır) çıkaran Ermeni fedailer bu insanların hepsini katlettiler. Van’dan göç ettiğimizde önce Bitlis’e, oradan Diyarbakır’a gittik. Yol boyunca Ermeni zulmünün izlerini gördük. Evlere baskınlar yaparak talan etmişler; kadınları kızları toplayarak Ziya Bey’in evine doldurmuşlar, hepsinin namuslarını defalarca kirletmişler. Öldürdükleri insanları kuyulara atmışlar; hatta bizim camiin kuyusunu bile cesetlerle doldurmuşlar. Ermeni çetelerin yaptığı zulüm ve işkencenin haddi hesabı yoktu. Erkeklerin derilerini yüzmek, uzuvlarını kesmek; kadınların da namuslarını kirletmek, kazığa oturtmak gibi zulümlere maruz bırakıyorlardı.”

 


Batı’nın verdiği destek Ermeni çeteleri kudurttu

Felçli dayısının bıyıklarını etleriyle birlikte kestiler

Van’da yaşanan Ermeni mezaliminin tanıklarından biri de Fatma ve Cimşid oğlu 1901 doğumlu Şeyh Cemal Talay’dı. Ermenilerin, Ruslar’dan silah yardımı gördüğünü, Van’da konsoloslukları bulunan İngiltere, Fransa ve Amerika’nın teşvikleriyle taşkınlıklarını artırdıklarını anlatan Şeyh Cemal Talay, o tarihlerde 13 yaşında olduğunu belirterek şu bilgileri veriyordu:
”Baharda Ermeniler iyice azıtmışlar, 10 Mayıs 1331’de (1915) Ruslar da Van’a doğru hareket etmişlerdi. Bunun üzerine Vali Cevdet Bey’in emriyle biz de Van’dan muhacir olduk. Harp sırasında ne alınabilirse onları alarak yollara düştük. Ermeni zulmü öyle bir noktaya gelmişti ki, yaşlı, hasta, esir, kadın, çocuk hiç kimse kurtulamıyordu. Mezalim o derecede ki, baş destekçileri olan Ruslar bile, Ermenileri bu tür hareketlerden men etmeye uğraşıyorlardı. Benim anneannem, adı Mihri idi, dayımın birisinin belden aşağı felçli olması dolayısıyla, bizimle birlikte muhacir olamamıştı. Bu olaylar sırasında dili tutulan anneannem daha sonra işaretlerle anlatmıştı. Dayımın bıyıklarını etleriyle birlikte kesmişler. Hacı Ziya Bey’in esirhane haline getirilen evine götürmüşler. Oradaki esirlere envai çeşit eziyet etmişler; tâ ki Ruslar gelene kadar. Ailemiz muhacirliğe 23 kişilik bir kafile halinde çıktık. Bitlis, Urfa yollarında ailemizin çoğunluğunu kaybettik. Van’a ancak iki kişi olarak döndük.

Yüzlerce kişiyi boğdular
1883 doğumlu Salih Taşçı da yıllarca birlikte yaşadığı Ermeni komşularının işlediği cinayetleri net olarak hatırlayanlardan biri. Taşçı, şunları anlattı: “Van’ın içinde, kalede, köylerde büyük zulümler yaptılar. Başlarında Aram Paşa adlı birisi vardı. Silah ve cephane bakımından çok zengin olan Ermeniler karşısında yenik düştük. Bunun üzerine daha fazla kayıp vermemek için hicrete karar verildi. Halkın bir kısmı Bitlis’e doğru kara yolundan, bir kısmı deniz yolundan gittiler; gidemeyenler toptan katledildiler. Fakat bundan daha büyük mezalim Van’ın köylerinde yapılmıştı. Köylerde Ermenilerle Ruslar yolları tuttular. Erkekleri katledip, tertemiz kadınları kirlettiler. Köylerdeki Ermeni eşkıyalar bundan sonra Van’da toplanıp cürümlerine burada devam ettiler. Van gölünde eskiden yelkenli gemiler vardı. O kadar çok zulmettiler ki, gemilere doldurdukları insanları, öldürmekten bıktıkları insanları, diri diri suya attılar. Ermeniler o ihtiyar insanlarımızı alınlarından, ellerinden duvarlara çivilediler. Biz de gücümüzün yettiği kadar direndik, savaştık.”


Tandır damı mezalimi gün yüzüne çıkarıldı
Iğdır’a bağlı Oba Köyü’nde “Tandır damı katliamı” olarak tarihe geçen vahşetin bulguları, geçtiğimiz on yıl içinde ortaya çıkarıldı. Ermeni çetecilerinin; “Tandır Damı Katliâmı” nda Oba köyünden zorla topladıkları silahsız sivil insanların birçoğuna işkence yaptığı, hepsini yüzü koyun yere yatırarak odaya kilitledikleri, üzerlerine ateş açtıkları ve daha sonra bacadan gazyağı dökerek tandır damını ateşe verdikleri, ahşap direğin yanmasıyla da toprak damın çöktüğü anlaşıldı.


 

                  YARIN:  Ermeniler, hastaneleri bile ateşe verdiler
Logged

Kaçan Yorgun Ölür...
Anormaliz Reklam Alanı

 

yükle indir mp3 müzik dosya oku komik video download şifre tube sıcak bedava youtube vidyo izle seyret resim fıkra dinle online oyun animasyon

Kanka
Reklamcı Üye
*****
Offline Offline



Mesajlar: 1


View Profile
yeni Re: Resmi belgelerle Ermeni vahşeti (18 Bölüm dü tamamlandı. Okuyun Bakem)
« Posted on: 09 Şub 2012, 11:31:23 Prş »

Baba Burası Yıkılıyo Hiç Vakit Kaybetmeden Üye Ol Veya Giriş Yap Bence :)






Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #11 : 30 Ara 2008, 11:36:01 Sal »



Türk askerlerinin yattığı hastaneleri ateşe verdiler
Ermenilerin mezaliminden yaralılar da kurtulamadı. Çeteler, Van’da yaralı Mehmetçiklerin tedavi gördüğü kiralık evlerden inşa edilen hastaneleri cayır cayır yaktı

Ermeni komitalar cephede yaralanan Türk askerlerine de acımadı. 1900 Van doğumlu Bekir Yörük’ün devlet arşivlerine giren ifadelerinde, bir zamanlar aynı mahallede oturdukları Ermeni gençlerin komitalara katıldıktan sonra yaptıkları taşkınlık ve eylemler şöyle anlatılıyor: “Komiser Nuri Efendi’yi öldürüp çarşıda arkın içerisine attılar. Haşbağ’nda pota memurunu öldürdüler, telefonu göğsüne bıraktılar. Bugün, yerinde hamam yapılmış olan bir binayı bombaladılar, enkazın altında kalan 20 kişi şehit oldu. Ermenilerle 29 gün Haşbağı’nda harp ettik.

Bizim silahımızla vurdu
Silahımız yoktu. Tümen Erzurum’a gidince tamamen korumasız kalmıştık. Meşrutiyet’ten sonra orduya alınan Ermeniler de bizim silahımızla bizi vurdu. Müslüman mahallelerde kalan yaşlı ve yeni yetme gençler sabaha kadar devriye geziyorduk. Bu mücadele 29 gün sürdü. Rusların gelişine kadar devam etti. Yaşlı Ermeniler kavga istemiyorlardı. Çünkü Van’ın zengini, en iyi hayat süren Ermenilerdi. Tüccar ve servet sahibi idiler. Bu olaylar çıkınca civar köy ve kasabaların ahalisi hep Van’a döküldü. Bu dükkanlar iki gün içinde yok olup gitti.

67 vilayetten şehit var
Sonra 50 gemi dolusu insan Van’dan hicret ettik, gemilerin üçünde yaralı askerler vardı. Cevdet Paşa halkı iskeleden gemilere bindirdi. Adaya gittik (Adır Adası). Burada Ermeni tığalar (çocuk) yer altında talim görüyorlardı. Adada 9 gün kaldık. Tahta yelkenli gemilerin bir kısmını dalgalar parçaladı. Adada kuyular vardı. İki fırın vardı. Buradan (Van’dan) kimse bir şey alıp gitmedi. Aç kaldık, perişan olduk.  Zor şartlarda Tatvan’a vardık. Biz ayrıldığımız gün Ermeniler her tarafı yangın yerine çevirdi. Van’da Türkiye’nin her yanından gelen yaralı askerler vardı. Ermeniler onların yatmakta oldukları kiralık evlerden yapılma hastaneleri ateşe verdiler. O yüzden burada 67 vilayetin şehidi yatmaktadır. Amcam çok yaşlı idi, adı Teren ağa idi. Van’dan ayrılırken onu götürememiştik. Kendisi, karısı, kızı, iki torunu (kızının kocası da çayda boğulmuştu.

Akrabaları da katledildi
Kaynatası, gelinini bırakmamıştı). Ermeni tığaları amcamı, o çocukları baltayla parçalayıp öldürmüş. Kızı, burada Amerikan okulu vardı. (Van’da ecnebilerin konsoloslukları vardı. Olaylar çok şiddetlenince terk edip gitmişlerdi) Kız oraya sığınıyor. Ermeniler onu da binanın ikinci katından atıp şehid etmişler.”


Yaşlı kadınları kazığa oturttular!
Bekir Yörük’ün anlattıkları bununla da sınırlı değil. Van’dan ayrıldıktan sonra Tatvan’a oradan da Bitlis’e geçtiklerini söyleyen Yörük şunları söylüyor: “İki aya yakın bir zaman da orada kaldık. Ruslar gelince yeniden yollara düştük. Hizan’a, oradan Diyarbakır’a gittik. Biz buradan gittikten sonra Jandarma Kumandanı, Vali Vekili olan amcam Ömer Bey’e rapor gelirdi. Mansur Çavuş adlı birisi vardı. Ömer Bey’e rapor getirdiğinde hüngür hüngür ağladığını görmüş. Sebebi
sorulduğunda şunları anlattı: Van’ın boşaltılmasından üç gün sonra şehidleri toplamaya gittik. Yüzlerce yaşlı kadını, kazığa oturtmuşlar. Başlarında örtüleri, adeta oturuyormuş gibilerdi. Yanlarına gidince kazığa oturtulmak suretiyle şehid edilmiş olduklarını gördük. Akla sığmayacak binlerce vahşeti görenler ağlayarak Ömer Bey’e rapor eder. O da Mustafa Kemal’e bildirirdi. Ermenilerin katlettiklerinden başka, birçok insan da muhacerette öldü. Çoğu açlık ve hastalıktan yollarda kırıldı.”


Harabe halde
Görgü tanığı Bekir Yörük  Ermenilerin kenti talan ettiğini anlattı. Olayların yatışmasının ardından oluşturulan heyetler, böl-geye giderek, vahşeti yerinde inceledi.


Çocukları havaya fırlatıp süngüyle delik deşik ettiler
Zeve köyündeki katliama tanık olan İbrahim Sargın’ın anlattıkları insanın kanını donduracak cinsten


1903 doğumlu İbrahim Sargın meşhur Zeve Köyü’ndeki katliamların birinci derece tanıklarından biriydi. Ermenilerin isyanı sırasında 11 yaşını yeni bitirdiğini anlatan Sargın, ailesini, sevdiklerini elinden alan mezalimle ilgili şunları söylüyor: “Rusların Çaldıran’a geldiğini duyan sekiz köyün sakinleri, Zeve Köyü’ne geldiler. Türkler, Ermeni çetelerine evlerindeki beylik silahları ve sınırlı sayıdaki cephaneleriyle karşı koyup namuslarını korumaya çalıştı.  Bizimkilerin daha sonra mermileri bitti. Bunu fırsat bilen Ermeniler Türkleri şehit ederek köye girdiler.
Bir insan deryası 2 bin 3 bin o yana bu yana kaçışmaya başladı. Köy yanıyordu. O küçük çocukları havaya atıyorlar, altına süngü tutuyorlar. Süngü çocukların karnına batıyor.

Koyun gibi boğazlamışlar
Çocuklar cıyaklayarak kuş yavrusu gibi yere düşüyordu. O kadınların bir kısmı, gelinlerin bir kısmı, kendilerini suya attılar. Bir kısım kadınlarımızı ve çocuklarımızı, ateşe verdikleri samanlıklarda yaktılar. Diğerlerini ise koyun boğazlar gibi kestiler.”

 

Herkes can derdine düşmüş
1919 doğumlu Abdülbari Barlas, katliamı yaşayan babasının anlattıklarını şöyle naklediyor: ”Babam, köyden göç etmeye karar veriyor, hazırlanıyorlar. Köyün imamı babama, ’Nerede Rus, nerede Ermeni? Siz kimden kaçıyorsunuz?’ diyor. Babam da ’Bu aşiret harbi değil! Bu sarı Moskof harbi, Ermeni harbidir. Topumuz yok, tüfeğimiz yok; mecbur kaçacağız’cevabını veriyor. Sabah olunca babam ve âilesi ile Şeyh âilesi camışları koşup tekrar yola koyuluyor. Babamların gittiğinin ertesi günü köylüler bir de bakıyorlar ki, Ruslar, şu patika yoldan, Ermeni fedailerin öncülüğünde köyü sarmış herkes can derdine düşmüş. Çocuğunun elinden tutan dereye doğru koşmaya başlamış. Ama atlılar etraflarını çevirmiş, canlarının istediğini hemen orada kalanları da çoluk-çocuk, kadın-erkek, genç-ihtiyar toplamış, önlerine katıp kellede (tepe anlamında) bir eve doldurmuş. Süngülü iki Ermeni kapıda duruyor, ikisi de içeri girmişler. Orada bulunan herkesi süngüyle delik-deşik ederek şehit etmişler.“

 


Samanlıktaki sepet kurtardı
1897 doğumlu Ayşe Sevimli, o gün Zeve’de yaşanan katliamdan sağ kurtulabilen kadınlardan biriydi. Sevimli, vahşetten nasıl kurtulduğunu şöyle anlatıyor: “Köylüler Ermenilerin geleceğini duyunca, ellerinden geldiği kadar tedbir aldı. Bir sabah Ermenilerin gelmekte olduklarını haber verdiler. Erkekler mevzilere koştu. Savaşmaya başladılar. Bizimkilere ne cephane ne silah yardımı yoktu. Nihayet Ermeniler köye girdi. Mevzilerde sehid olanlar oldu. Diğerlerini evlere doldurup gazyağı döküp ateşe verdiler. Aşağılarda bir samanlık vardı. Biz oraya saklandık. Ben bir sepetin altına girdim. Ermeniler buldukları herkesi öldürdü. Samanlığa da ateş ettiler, annemin leçeğine (başörtüsü, yün atkı) geldi, yaktı, kendisine bir şey olmadı. Pek kurtulan olmadı. İki kadın daha kurtuldu. Biz gece yarısı dışarıya çıktık. Kan, ateş, inlemeler, feryatlar göğe yükseliyordu. Bardakçı’ya yaklaştığımızda, derenin öbür tarafında Mehmetgilin evin orada yeşilliğin üzerinde beş erkeği kollarından birbirlerine bağlamış, kurşun sıkıyorlardı. Onlar yere yıkılınca defalarca süngüleyerek öldürdüler.”



YARIN: Tuğgeneral üniformalı Ermeni katil Antranik
Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #12 : 31 Ara 2008, 15:06:40 Çrş »



Tuğgeneral üniformalı Ermeni cani; Antranik

Mehmetçik karşısında hiçbir zaman direnç gösteremeyen Ermeni Taşnak çetesinin en ünlü komutanı General Antranik, hıncını masum halktan çıkarmıştı. Haine bağlı çeteler, Doğu Anadolu’da terör estirmişti

Birinci dünya savaşından önce ve savaş esnasında, Ermeni taşnak çetesinin en ünlü komutanı olan General Antranik, 1865 yılında Şebinkarahisar’da doğdu. Cinayetlerle daha çocuk yaşta tanıştı. Babası ile tartışan bir Türk’ü öldürdükten sonra İstanbul’a kaçtı. Burada bir süre geçici işçi olarak çalıştı. Genç yaşta Hınçak çetesine mensup Ermenilerle işbirliği yaparak, bir Türk polis şefini öldürme işini üzerine alınca hapse atıldı. Ancak, çeteler hemen imdadına yetişti. Antranik’i hapisten kaçıran komitacılar, kendisini Batum’a gönderdi.

İsyanlara bizzat katıldı
1884 ve 1896 yıllarında Ermenilerin Sason, Muş ve Van’da çıkardıkları isyanlara bizzat katıldı. 1901 yılında çıkan Muş isyanında binlerce masum Türk’ü katlederek, Antranik Paşa lakabını aldı. O dönemde Londra’da bulunan Ermeni Bogos Nubar Paşa, Anranik’e gönderdiği telgrafta, bütün güçleriyle Van, Erzurum ve Bitlis’i savunmasını isteyerek, her türlü finansal destek garantisi veriyordu. 1904’te Batılı devletlerin müdahalesi üzerine Bulgaristan’a yerleşti. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki rejimiyle işbirliğini savunan Taşnaksutyun yönetimine karşı tavır aldı. 1914’te Erzurum’da toplanan 8.ci parti kurultayı, yaklaşan Dünya Savaşında Osmanlı Devletine sadık kalma kararı alınca parti yönetimine baş kaldırarak Rusya’ya geçti. Rus ordusuna bağlı Ermeni gönüllü alaylarını örgütledi.

İhanet edince kulağını kestiler
Mart 1915’te Van’da başlatılan isyanı destekledi. Ocak 1916’da Rus ordusuyla birlikte Bitlis’e girdi. Van olaylarına misilleme olarak kenti yaktı ve sivil halktan çok sayıda kişiyi öldürttü. Kazım Karabekir komutasındaki Türk askerleri tarafından yakalanan hain kulağı kesilerek cezelandırıldı. Hiçbir zaman Osmanlı ordusuna karşı duramamış sadece sivil masum halkı katletmişti. Son olarak Karabekir Paşa’nın Erivan sınırlarına kadar ilerlemesi nedeniyle görevine yine ruslar son vermişti.

 

Ermenilere de  savaş açtı
1918 başlarında Rus ordusunun dağılması üzerine Erzurum’da Batı Ermenistan geçici hükümetini kurdu. İlerleyen Türk orduları karşısında hezimete uğrayınca Kafkasya’ya çekildi. 28 Mayıs 1918’de kurulan Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti Türkiye ile anlaşma yoluna gidince, yönetimle bağlarını kopardı. Kendisine bağlı birliklerle Ermenistan’ın güneyindeki Zangezur Dağlarına çekilerek gerilla hareketi başlattı. Kendi resmini taşıyan bayrağıyla Nahçevan ve İran Azerbaycan’ına seferler düzenledi. Ermeni hükümetiyle barışmaya razı oldu ve tuğgeneral rütbesini aldı. Batılı ülkelerin dev-reye girmesiyle ülkeyi terk ederek ABD’ye yerleşti.

 


Erivan’a heykeli dikildi
Aynı zamanda gerilla lideri olan Antranik, 1922 yılında önce Avrupa’ya, oradan da Amerika’ya geçti. Fresno’ya yerleşti. 1927’de burada öldü. Bir sene sonra kemikleri  Paris’e getirilerek Père Lachaise Mezarlığına gömüldü.1965 yılında, doğumunun yüzüncü yıldönümü sebebiyle, Ermeniler tarafından bir çok yerde anıldı. 1999 yılında ise Ermenistan’da Antranik için gümüş hatıra paraları ve kartpostallar bastırıldı. 15 Şubat 2000 yılında ise, Paris’teki kemikleri buradan Erivan’a getirtildi ve devlet töreniyle yeniden gömüldü. Erivan’ın ana meydanına Antranik heykeli dikildi.

 

Tverdohlebof’un anılarında adı sıkça geçiyor
Rus Yarbay Tverdohlebof’un 1917 ve 1918 tarihleri arasında Erzurum’da görevliyken tanık olduğu olayları anlattığı “Gördüklerim Yaşadıklarım” adlı anı çalışmasında da Antranik adı sıkça geçiyor. Genelkurmay Başkanlığı tarafından kitap haline getirilen çalışmada şöyle deniyor: “Antranik, 17 Şubat’ta Erzurum’a geldi. Hiçbir zaman Ermeni tarihiyle ve onların iç politik hayatlarıyla ilgilenmediğimiz için, Antranik’in Türk uyruklu olduğundan, Türk Hükûmeti tarafından eşkıya ilan edildiğinden ve idama mahkum edildiğinden, hiçbirimizin haberi yoktu. Antranik, üzerinde muharip nişanları ve askeri haçı bulunan Rus tuğgeneral üniformalıydı. Antranik geldikten sonra kale komutanlığı vazifesine başladı. Antranik’in geldiği gün, özellikle de Tepeköy’de Ermeniler, cinsiyet ve yaş ayrımı gözetmeksizin tüm silahsız sivil halkı katlettiler.

Türkler kayboluyordu
Sivil halka yönelik münferit şiddetin ardı arkası kesilmiyordu. Ermeniler, faaliyetlerini şehirden, bizim göremeyeceğimiz civardaki köylere taşımışlardı. Şehre yakın köylerdeki Türkler kayboluyorlardı. Bu kayıpların nasıl ve nereye olduğunu bilmiyorum. Silahsız, yaşlı, kadın ve çocuk öldürdüklerini öğrenince, eski Romalı tarihçi Petroni’nin haklarında:  ‘Ermeniler de insandır, fakat evlerinde dört ayakları üzerinde yürürler” sözü aklıma gelmişti.

 

Sivil halka acımadılar
Ermeni çeteler, kaçmadan önce karşılarına çıkan sivil halktan hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadı.


Kaçarken bile katliam yaptılar
Sivilere saldıran çeteler, aralarında çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 800 Türk’ü kurşuna dizdi
Rus Yarbay Tverdohlebof, anılarını yazdığı kitabında Erzincan’daki bir çatışmadan bahsederken, 800 Türk’ün katledildiğini saldıran Ermenilerden yalnızca bir kişinin öldüğünü vurgulayarak, Erzurum’un Ilıca köyünde silahsız sivil halkın yine Ermeniler tarafından katledildiğini anlatıyor:
“7Kışla binalarında arama yapmaya başladım. Kışla hamamına kilitlenmiş, korku ve dehşet içindeki 70’ten fazla Türk’ü buldum. Burada, kışlanın yanı başında, evlerden birinin çatısında aynı gün kimliği belirsiz Ermeni bir asker tarafından açılan tüfek atışıyla sebepsiz yere zavallı, hasta, sivil bir kişinin öldürüldüğünü öğrendim. Ne yazık ki, bu olanlarla ilgili olarak ve tarafımdan kurtarılan sivillerin isimlerinin de bulunduğu tutanak, Erzurum’un 12 Mart’ta Türk Birlikleri tarafından alınışı sırasında Topçu Komutanlığının diğer evraklarıyla birlikte kayboldu.”
Rus Yarbay Tverdohlebof’un Türk ve Rus arşivlerine giren anıları, Ermeni diasporası ile diasporaya kucak açan Batı ülkeleri tarafından görmezden geliniyor. Tverdohlebof, Kafkasya cephesinde savaşan Rus askerinin cepheyi yavaş yavaş terk etmeye başlamasıyla birlikte paniğe kapılan Ermenilerin, Rus ordusunu mümkün olduğunca Türkiye topraklarında tutma gayretlerini de dile getiriyor.
Tverdohlebof, Ermenileri bu dönemde Rus askerini kendilerine kalkan olarak kullanma çabasını vurgularken, bölgeye Türklerin gelmesiyle birlikte katliamcıların kuyruklarını arkalarına sıkıştırarak kaçmalarını ise “Cesur Ermeni piyadeler, Türk askerinin geldiğini duyunca fırtına hızıyla ortadan yok oldu” diye anlatıyor.


YARIN: Hınçaklar Talat Paşa’ya suikast hazırlığında
Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #13 : 01 Oca 2009, 03:55:54 Prş »




Ermeni Hınçak örgütünün Köstence kongresinde, tüm dünyada ses getirecek bir eylem kararı alındı: Talat Paşa İstanbul’da katledilecekti


Genelkurmay Başkanlığı’nın derlediği “Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri” adlı bilimsel çalışmanın 3. cildinde Ermenilerin kurduğu Hınçak örgütünün Köstence kongresinde “Yeni siyasi ve iktisadi şartlar elde edilene kadar örgüt savaşına hız verilmesinin uygun olacağı” yönünde bir karar alındığı belirtiliyor. Bu kararın ardından, Hınçak örgütü tüm dünya kamuoyunda ses getirecek bir eylemin gerçekleştirilmesi için harekete geçecekti.

Planları suya düştü
1914 yılı Ekiminde gerçekleştirilmesi planlanan bu terör eylemine ilişkin olarak yapılan operasyon sonucunda ele geçirilenlerin ifadeleri, soruşturma süreci ve yargılanmalarına dair belgeler Genelkurmay Başkanlığı’nın hazırladığı çalışmada yer alıyor. 1914 yılının Ekim ayında İstanbul’da önce İçişleri Bakanı Talat Bey’e sonra da diğer önde gelen yetkililere suikast planlanır ve eylem hazırlığına girişilir. Eylemciler Rusya ve Mısır’dan suikast için İstanbul’a gelir ancak eylemi gerçekleştiremeden yakalanır. Eylemle ilgili uzak yakın örgüt üyelerinin ifadeleri çok ilginç bilgiler içerir. Eylemin tetikçilerinden Armanak kod adlı Ardaş şunları söylüyor:

Suikastçı kaçamadı
“Mısır’dayken bana ’İstanbul’da Talat Bey’i vuracaksın’ dediler. İstanbul’a geldikten sonra, epey dolaştım, emir bekledim. Harekete geçmeye cesaret edemedim. Karamaz da  İstanbul’a geldi, onunla konuştuk. Sebebi nedir bilmiyorum, işi biraz erteledi. Sonunda, Karamaz yakalandı. O, yakalanınca, biz de kaçacaktık. Silahları, Abraham’la Atina’dan aldık. Talat Bey, milletin işlerini bozuyormuş. Hınçakyanların İtilâf ve Hürriyetçilerle birleştiklerini, Şerif Paşa’nın, Sabah Gülyan’a bu iş için 3 bin lira verdiğini Mısır’dayken duydum.”

Meşruiyet fena azdırdı
Ermeni çetelerin eylemlere nasıl yönlendirildikleri ele geçirilen belgelerde açık ifadelerle yer alırken, Hınçakyan örgütünün tüm şubelerinin Paris’e bağlı olduğu da dile getiriliyor. Örgütün ileri gelen liderlerinden biri de belgelere geçen ifadesinde bunu doğrularken, kendilerini Meşruiyet’in azdırdığını şöyle itiraf ediyor? “Ermenilerin Meşrutiyet’ten önceki durumunu söz konusu etmeyeceğim. Meşrutiyet’te Ermeniler silah bıraktı. Meşrutiyet, en fazla Ermenilere yaradı. Çünkü ekonomik olarak ilerleme sağladılar. ”

Ganimet sevdası
Bu sözler, Hınçak örgütünün ileri gelenlerinden birisinin ifade tutanaklarına geçti. Bir örgüt yöneticisinin bizzat ortaya koyduğu bu tablo Ermenilerin ekonomik anlamda güçlenirken, silahları bırakmış olmanın pişmanlığını yaşadığını gözler önüne seriyordu.  Bunlar, savaştaki Osmanlı Devleti’ni arkadan vurmak ve “ganimetten” pay almak isteyen Ermeni ileri gelenler ve aydınların ifadeleri. Elbette bu düşünceleri emir telakki eden Ermeni çeteleri de boş durmayacaktı. Onlar da İstanbul’dan gelen talimatları hayata geçirmekte bir an bile tereddüt etmediler. Yıllarca bir arada yaşadıkları Türk halkını katletmek için silahlanıp yollara düştü.

 


Tetikçi cesaret edemedi
Ermeniler, sansasyon yaratmak için Talat Paşa’ya İstanbul’da suikast düzenlemek istedi. Ancak, seçtikleri tetikçi korkak çıkınca, kirli emellerine ulaşamamış suikastçılar yakalanmıştı.

 


İhanet için en uygun zamanı kolladılar
4’ÜNCÜ Ordu Komutanlığı’na gönderilen 5 Mart 1915 tarihli bir yazıda “Düşman gemisine firar ederken Adana Dörtyol’da yakalanan Agop’un ifadesinde, Türkiye’de rahat olmadıklarını, bölgelerinde askerin kuvvetinin ve toplarının bulunmadığını, küçük bir kuvvet gelirse kendilerine silahlı olarak katılacaklarını ve Türkleri katledeceklerini, düşman gemilerine bildirmek üzere gönderildiği anlaşılmaktadır” deniliyor.

Faaliyetler yoğunlaştı
Belgeler, Ermeni çetecilerinin Osmanlı’nın darda kalacağı bir anı kollayarak çok önceden isyan planları yaptığını ortaya koyarken, Hınçakyan Komitesi Kilis Şubesi Başkanı Agop Basmaciyan’ın 9 Ocak 1913 tarihlinde sözde Ermeni müfrezesine gönderdiği yazıda, “Türkiye’nin içine düştüğü bugünkü olağanüstü karışık durumdan istifade ederek,  faaliyetlerimizi hızlandırmalıyız” sözleri dikkati çekiyor.

Çocukları da eğittiler
Bir başka belgede Ermeniler,  “Türk ordusu ilerleyemeyecek duruma gelirse, çeteler ordu gerisinde faaliyete geçecek” yönünde karar alıyordu. Sivas olayı sonrası mahkemeye çıkarılan Ermenilerin ifadelerine ilişkin diğer belgede ise “Taşnak şubelerine, 13 yaşına kadar olan erkeklerin komiteye üye olarak kaydedilip silahlandırılmalarının emir ve tebliğ olunduğunu” belirtiliyor.

 


Kızını boğmaya zorladılar
Ermeni vahşetininin boyutları insanın kanını donduruyor. Genelkurmay Başkanlığı arşivindeki 1915 tarihli belgeler, Ermeni çetelerin, Van ve çevresinde masum Türklere yaptıkları vahşete tanıklık etmesi açısından önemli bir kaynak vazifesi görüyor.  İşte bu belgelerden biri, Özalp Kaymakamı Kemal’in imzasını taşıyan 4 Mart 1915 tarihli bir yazı. Belgede, Ermenilerin Van’ın Özalp ilçesindeki Sarıköy’de yaptıkları katliamda 41 erkeğin süngü ve kurşunla, bazılarının da dövülerek, karnı yarılarak ve kesilerek öldürüldüğü belirtiliyor. Kayıtta, köydeki İso’nun kızı Güllü’nün göğsünün kesildiği, İbo’nun eşi Silo’nun kızı Sülni’nin karnı yarılarak çocuğunun çıkarıldığı ve tandıra atıldığı ve çok sayıda kadına tecavüz edildiği bildiriliyor.

Uzuvları kesildi
Belgede, ayrıca Özalp ilçesinin Tepedam köyünde Ermenilerin erkeklerin büyük bölümünü süngü ile katlettikleri, kadınlara ise tecavüz ederek öldürdükleri kaydediliyor.  Özalp Kaymakamı Kemal’in bölgede yaptığı  incelemeleri sonucu hazırladığı 15 Mart 1915 tarihli bir başka belgede ise Saray’ın Yamanyurt köyünde Miha’nın eşi Fato’nun üç çocuğu ile boğazlandığı, Belecek’te Hanım Hatun’un Antranik adlı çete reisi tarafından tecavüz edildikten sonra beraberinde götürüldüğü, Keçikayası köyünde Hacı Molla Sait’in kendi kızını eliyle boğazlaması için zorlandığı ve her teklifte uzuvlarından biri kesilerek şehit edildiği bildiriliyor.

Korkunç vahşet
Bir başka belgede ise Özalp’in Boyaldı köyünde yaşanan “insanlık dışı vahşet”e işaret ediliyor. Söz konusu belgede, Nezu Hatun’un tandırda yakılan iki torununun etini babasına ve annesine yedirmek üzere zorlandığı, bunu yapmak istememeleri üzerine öldürüldükleri, Nezu Hatun’un ise gördükleri karşısında aklını kaybettiği bildiriliyor. Belgelerde ayrıca Saray ve Esedboyu camilerinin ahıra dönüştürüldüğü, bir çok medrese öğrencilerinin Hıristiyanlığı kabul etmeye zorlandığı kaydediliyor.


YARIN: Soykırımı iftirasının avukatı İngiliz yarbay
Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #14 : 04 Oca 2009, 00:12:48 Paz »



Ermeni vahşetine İngiliz Yarbay da tanıklık ediyor
Doğu Anadolu’da gözlemci olarak bulunan İngiliz Yarbay Rawlinson’un anılarında, Ermeni mezalimiyle ilgili çok çarpıcı bilgiler yer alıyor


Ermeni çetelerin Anadolu’da Türklere yönelik katliamlarını, İngiliz Yarbay Henry Seymour Rawlinson’un anıları da doğruluyor.  1918’den itibaren Doğu Anadolu’nun pek çok bölgesinde gözlemci olarak bulunan Yarbay Rawlinson’ın 1924 yılında yayınlanmış olan “Adventures in Near East 1918 - 22” kitabında bazı olaylara ilişkin çarpıcı bilgiler yer alıyor. 1918’de, Kazım Karabekir Paşa’dan Ermenilerin Müslüman köylerine saldırılar yaptığı hakkında şikayetler aldığını anlatan Rawlinson, bu haberlerin ardından sınır boyundaki halka neler yapıldığını bizzat görmek gerektiğini düşünerek yola çıktığını ifade ediyor. İngiliz Yarbay, hazırladığı raporunda şu ifadeleri kullanıyor:


Ermeni generaller  katliamı itiraf etti
“Sınırdan 75 mil mesafedeki Kars şehrine vardım. Orada beni karşılayan İngiliz subayı, Ermeni ordu komutanıyla görüşmek üzere bana randevu almış. Görüşmeye Kars ilinde ve Türk sınır boyundaki diğer Ermeni birliklerinin komutanları olan 3 Ermeni generali de katıldı. Bunlara, Ermeni askerleri tarafından Müslüman ahaliye yapılan muamele hakkında Türkler tarafından yapılan şikayetleri bildirdim. Beklediğim şekilde bunlar bir çok hakikatlerin inkar edilemeyecek şeyler olduğunu kabul ettiler. Kendilerini karşı ithamlarla savunmaya çalıştılar.” (Sayfa 188)


İngilizler çekilince Kars çetelerin eline geçti
Anılarında, ertesi gün hiçbir güçlüğe uğramadan Zivin’e vardığını yazan Rawlinson, şöyle ediyor: “Müslüman ahalinin Ermeniler elinde maruz kaldığı muamele hakkında Kazım Karabekir Paşa’dan yeni şikayetler geldi. Bundan ötürü hemen kuzeydeki dağlık bölgeye gitmek üzere yola çıktım. Bu arada İngiliz birliğinin Kars’a gelişinden sonra Müttefik Yüksek Konseyi, Kars ilinin Ermenilere verileceğini açıklamış ve bunun ardından İngiliz birliği geri çekilerek Kars ilinin Ermeniler tarafından işgali başlamıştı.


Müslüman ahali canını kurtarmak için kaçtı

Oltu bölgesine gelince burada Aşiret reisi Eyüp Paşa ile karşılaştım. Rastladığım bir çok mümtaz kişiler arasında bu lider bana hepsinden de daha üstün bir insan olarak gözüktü. 30 yaşından fazla değildi. İki metreden uzun boylu, son derece aktif ve zeki bir insandı. Aşiretinde silah altında 2 bin kadar adamının, kendisine ait dağlık bölgedeki arazisini, aşağıdaki ovada Müslüman köylerini tahrip ve yağma etmiş müttefiklerin Ermeni kontrolüne bıraktığı kendi arazisine de aynı şeyi yapacaklarını ilan etmiş çetelere karşı koruduklarını öğrendim. Bu sırada da ovadan devamlı bir şekilde kaçmakta olan Müslüman mülteci kervanları geliyordu. Bu Müslümanlar Eyüp Paşa’nın bölgesinde güvenliğe kavuşabilmek için taşıyabildikleri şahsi eşyaları ile buraya sığınmaya çalışıyorlardı.


Kazım Karabekir Paşa’nın raporları da doğruluyor
Eyüp Paşa bana Ermeni çetelerin, Müslüman ahaliyi sadece öldürmekle iktifa etmeyip, öldürmeden önce gizlenmiş olduklarını zannettikleri mallarını ortaya çıkarabilmek için korkunç işkencelere başvurduklarını bildirdi. Söylediklerinin doğru olduğunu anlamam için katliamı bizzat görmemi istedi. Bu bilgiler, Kazım Karabekir Paşa’dan aldığım raporları da tamamen doğruluyordu.”


Hatıratı ışık tutuyor
Ermeni çetelerin Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde gerçekleştirdiği insanlık dışı mezalim, bölgede keşifler yapan İngiliz Yarbay Henry Seymour Rawlinson’un anılarında da önemli yer tutuyor.

 

Maraş’ta yıllar süren mezalim
Batılı ülkelerin kışkırtmasıyla isyanları alışkanlık haline getiren Ermeni çeteler, Maraş vilayetinin çeşitli bölgelerinde çok sayıda Müslüman’ı hunharca katletti
İngiliz Yarbay’ın anılarında anlattığı Kars mezaliminin bir başka benzeri de 1897 yılından itibaren Ermenilerin katliamlarına sahne olan Kahramanmaraş’ta yaşanıyordu.
Prof. Dr. Ahmet Eyicil, Patrikhane tarafından yönlendirilen Ermeni komitalarının, 1878-1915 tarihleri arasında bir buçuk milyon Müslümanı şehit ettiğini bildiriyor. Prof. Eyicil’in çalışmasında Maraş katliamları da önemli yer tutuyor. İşte bunlandan bazıları: Ermeni eşkıyası, 1895 yılında Andırın Hükümet Konağı’nı yaktı, halka zulmetti, erkekleri öldürerek çocukları yetim ve kadınları dul bıraktı. 1910 yılından itibaren dağlara çıkan Ermeniler, Müslümanların yollarını keserek kan döktü.

İsyancılar, 17 Ağustos 1914 de Zeytun askerlik şubesinden terhis edilen Andırınlı 100 Müslüman’a hücum ettiler ve bunları hunharca öldürdüler. Saldırıda, Beşen Köyü’ne mensup birçok masum insan da katledildi.
Şubat 1915’te Maraş Jandarma Kumandanı Binbaşı Süleyman Bey ile 25 asker şehit düştü.
Küçük bir jandarma müfrezesi 18 Mart 1915’te Maraş ile Zeytun arasında 30 kişilik bir Ermeni çetesinin silahlı saldırısına uğradı. Saldırıda 6 er şehit oldu. Fransa ve Rusya’nın tahrik ve teşvikiyle Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmayı alışkanlık haline getiren Zeytun Ermenileri, Çanakkale Savaşları’nın devam ettiği 18 Mart 1915’te isyan ederek yeniden ayaklandı. Vatanını savunan Türk askerini arkadan vurdular. Bunun üzerine 25 Mart 1915’te isyancıların saklandığı Saint Mary Manastırı üzerine asker gönderildi.

8 Haziran 1915’de Ermeniler yeniden isyan çıkardı. Fındıcak köyüne toplanan
400 Ermeni eşkıyası, çevre köylerde bir çok ev yaktı ve 10 Müslüman’ı öldürdü. Eşkıya ile 132. Alay arasında 20 Temmuz’da çatışma başladı. Çatışmada 2 jandarma şehit oldu ve 3 jandarma da yaralandı. Olayların büyümesi üzerine IV. Ordu Kumandanı Cemal Paşa 132. Alay’ın takviye birlikleri ile kuvvetlendirilmesini istedi. 2 Ağustos 1915’e kadar devam eden Fındıcak isyanında 2 bin asker beş bin sivil olmak üzere toplam yedi bin Müslüman Türk şehit verildi. Ermenilerden ise sadece 2 bin 100 isyancı öldürüldü.

 

Cemal Paşa isyanlar için önlem aldı
IV. Ordu Kumandanı Cemal Paşa, I. Dünya Savaşı esnasında güneyde çıkarılacak Ermeni isyanlarının sebeplerini ve güvenlik bakımından vereceği zararı çok iyi biliyordu. İsyanın çıkması halinde asayiş ve güvenliği sağlamak amacı ile Ermenilerin yaşadığı Zeytun gibi hassas yerlerde bir çok askeri kuvvet bulundurmak zorunda kalınacaktı. Dörtyol, Antep, Urfa ve Zeytun gibi bölgelerde çıkarılacak Ermeni isyanı Suriye’yi Anadolu’dan ayırmayı kolaylaştıracaktı. Buralarda yaşayan Ermeniler, eskiden beri isyan çıkarmaya hazır ve alışık olmalarından dolayı sadece dışarıdan verilecek bir emri bekliyorlardı. Bu hassas durumdan istifade eden Fransız ve İngiliz Doğu Akdeniz orduları kumandanları, Çanakkale Savaşları’nın en şiddetli anlarında Ermenilere verdikleri talimatla isyanı başlattılar. Osmanlı Devleti aleyhinde isyan etmeleri sebebiyle Zeytun’daki Ermenilerin tamamı 9 Mayıs 1915 ten itibaren tehcir edildi.

 

 

YARIN: Ermeni hainler Mehmetçiği hep sırtından hançerledi
Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #15 : 04 Oca 2009, 00:14:59 Paz »



Ermeniler, Mehmetçiği hep sırtından hançerledi

Savaş yıllarında 38 ayrı bölgede isyan çıkaran Ermenilerin bir bölümü Rus ordusuna katılırken, ülkede kalanlar ise komitalar ve çeteler oluşturarak Türk askerini cephe gerisinden vuruyordu



Ermeniler, Van ve 38 değişik il ve ilçede savaş başlangıcından itibaren isyan ettiler. 15 bin Ermeni Rus ordusuna katılırken, ülkede kalan 40 bin kadar Ermeni de komitalar ve çeteler oluşturarak Türk ordusunu arkadan hançerlemeye girişti. Van, Ermeniler tarafından işgal edilmişti. Kilikya Ermenileri, Fransızlara ve Ruslara başvurarak silah ve cephane isterken, 40 bin gönüllünün Osmanlı’ya karşı savaşa hazır olduğunu duyurdu. Rus birliklerinin Türk topraklarına girmesinden sonra Ermenilerin Müslümanlara karşı vahşet derecesine varan katliamları, Osmanlı’nın bu azınlıklara bakışını doğal olarak sertleştirecekti. Artık savaş bölgelerinden Ermenilerin çıkartılması şarttı.

 

Bardağı taşıran vahşet
15 Nisan 1915 günü Van’da Ermenilerin yaptığı katliam bardağı taşıran son damla oldu.  Hükümet 24 Nisan 1915 günü 235’i İstanbul’da olmak üzere çok sayıda Ermeni komitacıyı tutukladı. 27 Mayıs 1915’te çıkarılan Sevk ve İskan Kanunu’yla da, özellikle doğudaki Ermenilerin, Osmanlı toprakları içindeki Irak, Suriye ve Lübnan bölgelerine göç ettirilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı İmparatorluğu, topraklarında yaşayan Ermenilerin ihraç kararını aldığında, Batı ülkeleri Anadolu topraklarında yaşayan Ermenilerin toplu olarak katledileceği yönündeki iddiaları gündeme getirmeye ve sorgulamaya başladı.


Lojistik desteğe engel
Tehcir, Çanakkale, Kafkasya ve Filistin’de savaşan Osmanlı ordularının lojistik destek yollarına yakın yerlerdeki Ermeniler ile örgütlere destek veren tüm Ermenileri kapsayacak ve Ermeniler savaş alanına uzak olan Suriye’ye nakledilecekti. Ermeniler ana yollardan ve demiryollarından, 2 biner kişilik kafileler halinde bölgeye sevkedilecekti. Osmanlı Devleti, 29 Ağustos 1915 tarihinde Vilayetlere gönderdiği şifreli telgrafta göç uygulamasına ilişkin şu talimatları verdi:


Can emniyeti sağlandı
“Ermenilerin bulundukları mahallerden çıkarılarak tayin edilen mıntakalara sevklerinden hükûmetin beklediği gaye, bu unsurun hükûmet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan hükûmeti teşkili hakkındaki millî emellerini takib edemiyecek bir hale getirilmelerini temin esasına matuf olup, masum kişi ve şahısların imhası hedeflenmediğinden, sevkiyat esnasında kafilelerin can emniyeti sağlanmalı ve muhacirîn tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşelerine ait her türlü tedbir alınmalıdır. Kafilelere saldırıya ve bilhassa gasb ve hiss-i hayvaniyelerine mağlup olarak ırza geçmeye teşebbüs edenlerle, bunlara ön ayak olan jandarma ve memurlar hakkında gecikmeksizin kanunî tedbir alınarak,şiddetle cezalandırılmalı ve bu gibiler derhal azledilerek Divan-ı Harblere teslim edilmelidir. Bu gibi olayların tekrarından vilâyet ve sancakların yetkililerinin sorumlu tutulacağı beyan olunur.”


Anadolu’da terör estirdiler
Tehcir kararına rağmen Ermeni kat-  liamları durmadı. Özellikle gençleri Müslüman sivil halka karşı kışkırtmak amacıyla görev yapan Ermeni komitalar, tehcirin başlamasıyla birlikte faaliyetlerine hız verdi. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde peş peşe katliamlar gerçekleştirdi.

 

 

Çeteler, emperyalist güçlerle işbirliği yaptı
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “Osmanlı vatandaşı Ermeniler, ülkeyi parçalama sevdasındaki emperyalist devletlerle işbirliği yapmıştır” diyor

Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, insanlık değerlerinin tümüyle rafa kaldırıldığı, milyonlarca günahsız sivilin yaşamını yitirdiği ve dayanılmaz acılar yaşadığı 1. Dünya Savaşı yıllarında, Osmanlı Devleti’nin bulunduğu coğrafyanın en çetin mücadelelere tanıklık ettiğini vurgularken, dört bir taraftan düşman cepheleriyle kuşatılan Osmanlı’nın bir taraftan da içerideki hainlerle uğraştığını anlatıyor. Osmanlı vatandaşı olan Ermenilerin, devleti parçalama sevdasındaki devletlerle yaptığı işbirliği yaptığını hatırlatan Halaçoğlu, alınan tehcir kararının işbirlikçi Ermeni çetelerini savaş alanı dışına çıkarmak amacıyla uygulandığını dile getiriyor.

İftiraların nedeni siyasi
Nakledilen Ermenilerin o tarihte başına geldiği iddia edilen ve çoğu siyasi nedenlerle ortaya atılan bir takım iftiraların gerçek yüzünün, tarih metodolojisinin olağan kuralları çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “Belgeler, çok söze gerek duyurmayacak biçimde, Ermenilerin soykırım iddialarına bilimsel olarak cevap vermekte ve soykırım tanımıyla, Ermenilerin Suriye ’ye nakillerinin uyuşmadığını göstermektedir. Çoğu yabancı arşiv belgeleri, Ermenilerin ve Ermeni yanlısı çevrelerin iddialarının tutarsızlığını ortaya koymaktadır” diyor.
1915 yılında Anadolu topraklarından ihraç edilen Ermeniler, Türkiye’de yaşayan bütün Ermeniler değildi. Belli bir coğrafya üzerinde gerçekleştirilen ihraç uygulamasında amaç, Osmanlı Devleti’ne karşı silahlanan Ermeni komitalarını ve bu militanlara lojistik destek veren grupları tehdit olmaktan çıkabilecekleri bir coğrafyaya göndermekti.

Kapsam dışı olan çok
Tarihi belgeler, Anadolu’dan nakledilen Ermenilerin Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan coğrafyalara göç ettirildiğini tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Tehcir kararı, hasta olanları, yetimleri, yerleşik bir hayatı olan zanaat sahiplerini ve orduda görevli olanları kapsamadığı gibi Katolik ve Protestanlar da bu kapsam dışında tutulmuştu. Kaldı ki, ülkenin İstanbul, Bursa, Kütahya, Edirne gibi savaş mühimmatının sevkedildiği bölgelerin dışında bulunan şehirlerinden, terör mensupları hariç, kimsenin zorunlu göçe tabi tutulmadığı yabancı ve Osmanlı belgelerinde de yer aldı.

Demiryolu tercih edildi
Göç yolu için özellikle ana yollar ve demir yolları tercih edildi. Nehir yakınında toplanan bazı Ermeni kafileler için, şahtur adı verilen nehir araçları ve trenler seçildi. Bu araçların olmadığı bölgelerde göçerler yaya olarak yolculuk yapmak durumundaydı.

 

Talat Paşa’nın korktuğu başına geldi
Tehcir döneminde bir milyon Ermeninin Osmanlı Devleti tarafından göç ettirildiğini iddia edenlerin, Osmanlı arşiv kayıtlarını ve “ajan” faaliyeti yürütmeyen konsoloslar tarafından hazırlanan raporları göz ardı etmeyi seçtikleri ortada. Çünkü arşiv kayıtlarına göre tehcir kapsamındaki Ermeni nüfusu 450 bindi. Bu sayı dönemin Ermeni yetkilileri tarafından da “resmen” doğrulanmıştı. Tehcir kararını almakta oldukça zorlanan Talat Paşa’nın korktuğu başına gelmişti. 500 kişilik bir Ermeni kafilesine saldırı haberi üzerine Türk ordusu harekete geçti.

600 bin Türk canından oldu
Kafileye saldıran eşkiyalardan pek çoğu yakalandı ve suçlular kurşuna dizildi. Ermenilerin yerlerinden uzaklaştırılmaları kararına iki kez karşı çıkan ancak gerçeklerden kaçamayarak tehcir kararını uygulama zorunluluğu ile yüz yüze kalan Talat Paşa kaleme aldığı anılarında, tehcirin Ermenilere mutlak surette zarar verdiğini ancak en az 600 bin Müslümanın da göçler nedeniyle hayatını kaybettiğinin unutulmaması gerektiğini vurgulayacaktı.

 


YARIN:Yargısız infazların ilk kurbanı Kemal Bey
Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #16 : 04 Oca 2009, 00:16:45 Paz »



Yargısız infazların ilk kurbanı Kemal Bey
Tehcir sırasındaki Ermeni kayıplarından sorumlu tutulan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, işgal güçleriyle yerli işbirlikçilerinin baskısı sonucu Beyazıt Meydanı’nda asılmıştı.

Tarihler 30 Ekim 1918’i gösterdiğinde, Osmanlı Devleti’nin kaderi de galip devletlerin insafına terk ediliyor, Sultan Vahdettin ve onun hükümeti olan Damat Ferit’in teslimiyetçi politikası ile bin yıllık Türk yurdu işgal edilmeye başlanıyordu. Damat Ferit hükümeti ülkenin kurtuluşunu, işgal güçlerinin tüm tahriklerine karşı sukûnetle karşılık verilmesinde görüyordu. Mustafa Kemal Paşa ve bazı ordu müfettişlerinin pasifize edilmesine yönelik talimatlar veren hükümet, “Harp Canileri” olarak niteledikleri eski İttihat ve Terakki ileri gelenleri hakkında da yargılama sürecini başlatıyordu.

Divân-ı Harb
kuruluyor

8 Ocak 1919 tarihinde hususi Divân-ı Harbler oluşturuldu. Bir süre sonra Hükümet 27 İttihat ve Terakki liderini tevkif ettirdi. İstanbul’da İngilizlerin baskısıyla, Ermeni tehciri suçluları aranmaya başlandı. Damat Ferit’in kurdurduğu; mütareke döneminin en önemli mahkemesi olarak bilinen Nemrut Mustafa Paşa Divân-ı Harbi; Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa’yı gıyablarında idama mahkûm etti. Tamamen siyasi bir mahkeme olan bu divanın üyeleri ve başkanı Damat Ferit hükümetine yakın isimlerden oluşmuştu. Nemrut Mustafa Divanı, Ermeni tehcirinin intikamını almak isteyen işgalci devletlerin istek ve arzularına göre oluşturulmuştur. Hatta, İngiliz Yüksek Komiser Vekili Amiral Webb, “davaların geciktiğini” Damat Ferit’e iletmiş, Damat Ferit de “Şimdi güvendiğim yeni bir mahkeme kurdurdum” cevabını vermişti.

Vatansever
avı başlıyor

İstanbul’un işgal edildiği Damat Ferit hükümetinin işbaşında bulunduğu bir ortamda, İngilizlerin baskısıyla uygulanan “kurban arama  siyaseti” sonucunda, Türk yöneticiler hakkında iki kez soruşturma açıldı. İtilaf devletlerinin kontrolündeki İstanbul’da Ermenileri göç ettirmeye zorlama suçu bahane edilerek vatanseverler her yerde aranmaya başlandı. Yargılamalar Ermeni intikam hareketine dönüşmüştü.

Ermeniler
bayram etti

Daha sonra Atatürk ve silah arkadaşları hakkında da idam kararı verecek olan Nemrut  Mustafa Divan-ı Harbi; Ermeni yalancı şahitlerin delaletiyle Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey, Diyarbakır Valisi Dr. Mehmet Reşit Bey hakkında idam kararı verir. Kemal Bey peşin hükümlü “ Nemrut Mustafa Paşa başkanlığındaki mahkeme tarafından 8 Kasım 1919’da idama mahkûm edilir. Bu, ” savaş suçlusu “ aleyhine verilen ilk idam cezasıdır. Kemal Bey, 10 Nisan 1919 akşamı alaca karanlığında Beyazıt Meydanı’na getirilir. Ve burada Ermenilerin sevinç çığlıkları arasında idam edilir.

İşgal döneminde oluşturan ön yargılı Nemrut Mustafa Paşa Divanı tarafından Beyazıt Meydanı’nda idam edilen Kaymakam Kemal Bey’e, Ulu Önder Atatürk sahip çıkmıştı. Mustafa Kemal’in önerisiyle Meclis’ten geçen bir yasayla Kemal Bey, milli şehit olarak tarihe geçmişti.

Atatürk’ün önerisiyle milli şehit ilan edildi
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, millî vicdanda unutulmadı. TBMM,
14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla, kendisini milli şehit olarak kabul etti

Vatansever Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey,  mahkemedeki savunmasında, ”Siz kurban seçmekle değil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa her halde bütün bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak değildir“ diyordu. Ancak, önyargılı kurulan bu mahkeme, vatansever Kemal Bey hakkında idam kararı vermekte tereddüt etmiyodu. Millet ve memleket uğrunda şehid olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, idamından önce son sözü sorulduğunda  halka hitaben şunları söylemişti:

Çocuklarım milletime emanet
”Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki ben masumum. Allah şahidimdir ki ben kimsenin öldürülmesi için emir vermedim.. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet. Üç çocuğumu milletime emanet ediyorum. Allah vatanıma ve milletime zeval vermesin.“

Kemal Bey’in idamı Türk milletini derinden yaralamıştı. Anadolu da kendi istiklali için çalışan bir milletin ilk kurbanı olan büyük vatansever Kemal Bey’in uğradığı haksızlık milli mücadeleyi de etkilemişti.

Kahramanlara sahip çıktık
Tehcir iddiaları ile hazırlanan düzmece mahkemelere cevap, devletin kurucusu Atatürk ve silah arkadaşlarından gelmişti. Anadolu’da bağımsızlık ve istiklal savaşı veren Kemal Bey gibi vatansever bürokratların idam kararı, Mustafa Kemal Atatürk ve TBMM tarafından tanınmaz.

Mülki amirlerin sembolü
İdam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Cumhuriyetin Meclisi’nde ”Milli Şehit“ ilan edilir, ailelerine ömür boyu şeref aylığı bağlanır. TBMM’nin 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla, Kemal Bey ilk ’Milli Şehit’ ilan edilir ve zor şartlarda görev yapan yerel mülki amirlerin sembolü ve kahramanı olur. Kararın ardından Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey Atatürk’ü makamında ziyaret eder. Orada ”vatanın babası“ iltifatlarıyla karşılanır. Atatürk, milli şehit Kemal Bey’in çocuklarını evlat edinmek istediğini söyler. Arif Bey ise, ” Onlar bana oğlumun vediasıdır. Müsaade edin, bende kalsınlar “ der. Atatürk de bu isteği kırmaz. Ancak, nafakalarının karşılanması talimatını verir.

Bir grup vatansever, 10 Nisan 2006’da, Kemal Bey anısına Beyazıt Meydanı’na bir anıt dikmişti. Ancak, milli şehide bu vefa çok görülmüş, anıt sökülmüştü.

Telgrafların hepsi sahte çıktı
İftiracılar, bugüne kadar soykırımı ispat edecek bir tek belge bile sunamadıkları için, tezlerini kuvvetlendirmenin yolunu Talat Paşa’ya atfedilen sahte telgraflarda buldu. Ancak bu telgraflar üzerinde yapılan bilimsel incelemelerde, telgraflar üzerinde Osmanlı bürokrasisinin mutad işlem kayıtlarının bulunmadığı, telgrafın gönderildiği iddia edilen valinin o tarihte o vilâyette valilik yapmadığı, her Osmanlı belgesinin en üstünde yer alan besmeleye farklı şekilde yer verildiği ve en önemlisi de Talat Paşa’nın imzasının sahte olduğu ortaya çıktı. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı araştırmalar ve Talat Paşa’nın resmi belgelerle kaleme aldığı anıları, Paşa’nın Ermenilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla verdiği üstün gayreti ortaya koyması açısından çarpıcıdır. Prof. Halaçoğlu, Talat Paşa’ya atfedilen telgrafların sahte belgeler olduğunu kanıtlayan birkaç akademisyenden biridir. Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından bu belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucunda ”belgelerin alındığı söylenen Naim Bey isimli şahsın Halep İskan Dairesi’nde hiçbir zaman çalışmadığı, belgelerin otantik ve kullanılan kağıtların Osmanlı Devletinin yazışmalarda kullandığı kağıt türünde olmadıkları, orijinal nüshalarının Başbakanlık Arşivindeki İçişleri Bakanlığı belgeleri arasında bulunmadığı“ gibi çok sayıda somut delillere rastlanmıştır.

YARIN: İşgalciler Ermenilere
devlet kurduracaktı
Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #17 : 05 Oca 2009, 19:14:36 Pzt »



İşgalciler Ermenilere devlet kurduracaktı
Anadolu’yu işgal eden emperyalist güçler, Ermenistan hayaliyle yanıp tutuşuyordu.
Sevr Antlaşması’nda henüz kurulmamış Ermenistan Devleti’nin bağımsızlığının ve özgürlüğünün kabul edileceği dayatılıyordu



Osmanlı Devleti’nin zayıflamasında istifade eden işgalci güçler, Ermenistan dayatmasında bulunuyordu. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’nın çok sayıda maddesi Ermenistan’la ilgiliydi. 88. maddede, Türkiye’nin, daha Ermenistan ortada yokken kurulacak Ermenistan Devleti’nin bağımsızlığını ve özgürlüğünü şimdiden kabul edeceği yazılıydı. 89’uncu maddeye göre de, Ermenistan’ın sınırlarını çizme yetkisi ABD Başkanı Wilson’a bırakılmıştı. Sınırlar, “Erzurum-Trabzon-Van-Bitlis-Van Gölü’nün çok önemli bir kısmını içine alarak çizilecektir” deniyordu. Türkiye, elinden çıkacak olan bu vilayetlerdeki tüm hak ve sıfatlarından önceden vazgeçmekteydi.

İsyancıları koruma altına alacaklardı
Sevr Antlaşması’nda Ermenilere ilişkin ikinci bölüm hükümlerde ise “Ermeni olaylarından” sorumlu olanların İtilâf Devletleri tarafından gösterilecek mahkemelerde yargılanmaları öngörülüyordu. Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı Sevr Antlaşması’nı onaylamamış, Türk millî mücadelesi başlamıştı. Ekim 1922’ye kadar devam eden savaşlar, imzalanan yeni mütarekeler ve en nihayetinde oturulan Lozan Barış Konferansı masası, sınırlar, kapitülasyonlar ve azınlıklarla ilgili yeni bir sürecin başlaması anlamına gelecekti.

Ceza verilmesi öngörülmüştü
Atatürk, “Büyük Nutuk” ta Lozan Antlaşması’nın sağladığı başarıları sayarken, Ermeniler konusunda iki şey söylüyor:
 “Sevr’de savaş hukukunu çiğneyerek suçlar işlendiği söylenmiş ve Osmanlı’ya ceza verilmesi öngörülmüştü. Lozan’da bu tümüyle kalkmıştır. Sevr’de, Doğu Anadolu’da Rus ordularının ulaştığı en ileri noktalardan geçirilen sınırla bir Ermenistan yaratılmak istenmişti. Bu da tümüyle ortadan kalkmıştır. Yani Ermeni yurduna ilişkin olarak Türk heyeti, TBMM’nin talimatını harfiyen uygulamıştır. Burada hiçbir taviz verilmemiştir. Ama Ermeniler, Antlaşmada tanınan azınlık hakları çerçevesinde, Türk vatandaşları olarak Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yerlerini almışlardır.”

Wilson İlkeleri ile tarihe geçti
ABD Başkanı Woodrow Wilson, kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin açıkladığı 14 ilkenin birinde, “Osmanlı‘da Türk olmayan halklara bağımsızlık verilmelidir” diyerek,
ülkeyi parçalama niyetini açıkça itiraf ediyordu.


Atatürk İhanete bİzzat tanIk
İstiklal mücadelesi öncesi dönemde Ermeni zulmüne ve ihanetine bizzat tanık olanlardan biri de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tü. 1916 yılında 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu Anadolu’ya giden Mustafa Kemal, o dönemde şahit olduğu bazı olayları anılarına kaydetmişti. Atatürk, azınlıklar problemi ve Ermeni sorununun Batılı devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda bu unsurları kullanmaları ile ortaya çıktığını biliyordu. Bu devletlerden biri de İngiltere idi. Osmanlı Devleti’nin savaş alanından çıkardığı Ermeniler, özellikle İngiltere tarafından kullanılmaya devam ediyordu. Ermenilerin tehcir edilmesi, devlete verdikleri zarar ve işgal kuvvetlerine yaptıkları yataklığın sona ermesi anlamına gelmiyordu.

Kirli ilişkileri yazdı
Bunu gösteren en önemli belgelerden biri, Mustafa Kemal’in Yıldırım Orduları Grubu Kumandanı olduğu sırada yani tarihler 6 Kasım 1918 tarihini gösterirken, Başkumandanlık’a gönderdiği bir telgraftı. Mustafa Kemal, Halep’i eline geçiren İngilizlerin bu bölgedeki ordu kuvvetlerine gıda ve malzeme gönderme bahanesiyle geliştirdiği stratejiyi eleştirirken, bu ülkenin Ermeni çeteleriyle kirli ilişkilerini naklediyor, İngiltere’nin Ermeni çetelerini İslahiye’de faaliyete geçirdiğine dikkat çekiyordu.

Taşkınlıkları, küstahlık olarak değerlendirmişti
Atatürk’e göre 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra ülkenin karşılaştığı en önemli problemlerden biri de azınlıkların bir çok bölgede yaptığı taşkınlıklar olmuştu. Atatürk, bunları birer küstahlık olarak değerlendiriyor ve bunların arkasında İtilaf Devletlerinin olduğunu söylüyordu. 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’ni açarken yaptığı konuşmasında Ermenilerin ve Rumların yaptıkları taşkınlıklara temas eden Atatürk, şöyle diyecekti: “Tebaa-i Osmaniyeden olan Rum ve Ermeni anasırı gördükleri teşvik ve müzaheretin netayiciyle de namusu mi/limizi cerihadar edecek taşkınlıklardan başlayarak nihayet hazin ve kanlı safhalara girinceye kadar küstahane tecavüzata koyuldular.”

 

Patrikhane çetelere destek veriyordu
Mustafa Kemal, “Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyeti ile hemfikir olarak çalışıyor” diyordu
Atatürk, sadece Rumların değil, memleketin birçok yerindeki Hıristiyan azınlığın gizli ya da açıktan kendi çirkin emelleri doğrultusunda hareket ettiklerini, bir an önce devleti çökertmeye çalıştıklarını görüyordu. Rum ve Ermeni Patrikhaneleri de bu emelleri körüklüyordu. Çeteler kurarak, mitingler düzenleyerek ve propaganda faaliyetleriyle bu süreci hızlandırmaya çalışan Hıristiyan din adamlarına ilişkin Nutuk’ta yer alan şu ifadeler ibret vericidir:

Rum hazırlığı gibi ilerliyor
“Bundan başka, memleketin her tarafında, Hıristiyaniye hafi, celi, hususi emel ve maksatlarının temini istihsaline, devletin bir an evvel, çökmesine sarfı mesai ediyorlar. Bilahare elde edilen mevsuk malumat ve vesaik ile teeyyüd etti ki, İstanbul Rum Patrikhanesinde teşekkül eden Mavri Mira heyeti vilayetler dahilinde çeteler teşkil ve idare etmek, miting ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Salibiahmeri, resmi muhacirin komisyonu; Mavri Mira heyetinin teshili (silahlandırma) mesaisine hadim. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilatları, yirmi yaşını mütecaviz gençler de dahil olmak üzere her yerde ikmal olunuyor. Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyeti ile hemfikir olarak çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde teşekkül etmiş ve İstanbul’daki merkeze merbut Pontos Cemiyeti sühuletle ve muvaffakiyetle çalışıyor.”

YARIN: Kafkasya’daki Ermeni mezalimi unutulmadı
Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #18 : 07 Oca 2009, 14:34:23 Çrş »



Türklere karşı soykırım yaptıklarını itiraf etti
Uzun yıllar Kafkasya’da bulunan ABD’li yazar Leonard Ramsden Hartill, Ermeni Ohannes Apresyan’ın anılarını kaleme aldığı kitabında, vahşeti bir ‘soykırım’ olarak nitelendiriyor


Katliamlara bizzat katılmış Ermeni çetenin anıları da tarihe ışık tutuyor. Ancak, iftiracılar bu gerçekleri görmezden geliyor. 1922 ve 1924 yılları arasında Kafkasya’da tarım kalkınması üzerine çalışmalar yapan bir Amerikalı uzman Leonard Ramsden Hartill, bir Ermenistan vatandaşı olan Ohannes Apresyan ile tanışma fırsatı bulur. Hartill, Apresyan’ın hayat hikayesini “İnsanlar Böyledir” adlı kitabında toplar. Kitabın en önemli yönü, Ermeniler tarafından Türklere karşı işlenen sayısız cinayet, zulüm ve gaddarlığın bir ’soykırım’ olarak adlandırılması ve bu iddianın da bizzat bu soykırıma katılmış bir Ermeninin anılarından yola çıkılarak ortaya atılmış olmasıdır.

Anlatılanlar çok korkunç
Hartill, kitabının önsözünde şu ifadeleri kullanıyor: “Bu kitapta anlatılan korkunç olayların, vicdansızca yapılan katliamların, bu olayların üzerinden 60 yıl gibi bir süre ve iki veya üç insan nesli geçtikten sonra yeninde ele alınmasının eski acıları ateşlemeğe yardımcı olacağı düşünülebilir. Ancak bu Türk-Ermeni olaylarının Türkiye sınırları dışındaki Ermenilerin bir kısmı ve bazı Ermeni örgütlerince ne derece istismar ve tahrif edildiği ve yüz yıla yakın bir süre içinde bugün dahi zehirliliğinden hiçbir şey kaybetmemek üzere Türkiye ve Türklük aleyhine yapılagelen düşmanca propagandaya sermaye teşkil ettiği düşünülürse, bu iddiaların iç yüzünü açıklamaya yardımcı olacak böyle bir kitabın yayınlanmasında büyük fayda olacağı aşikardır.”

Batı ülkeleri destek verdi
Ermeni Ohannes Apresyan’ın anlattıkları arasında, Ermenilere verilen Batı desteği geniş yer tutuyordu. İşte Apresyan’ın anılarından bir kesit: “Türkiye’deki Ermeniler, Amerikalıların, Fransızların ve Almanların da yardımlarıyla öğrenim ve kültür bakımından daha ileri durumdaydılar. Bu memleketler, Ermenilerin faydalanması için Türk illerinde okullar ve kolejler açmışlardı. Bu nedenle Taşnak teşkilatı Türkiye’de daha çabuk bir şekilde gelişti. İhtilalci hareketin başlamasından birkaç sene sonra Türkiye’de, Ermeniler tarafından kurulmuş ve Türk hükümetine karşı silahlı direnmeye hazırlıklı gizli bir hükümet bulunuyordu. Bu gizli hükümetin kendi yargı organları, yasları ve bu yargı organlarının vereceği hükümleri yerine getirecek olanlar vardı. Yani suikastçiler ordusu, profesyonel katiller.”

Tatarların kökünü kazıdık
Rus birliklerinin Türk köylerinde korkunç şeyler yaptıklarını itiraf eden Apresyan, şöyle devam ediyor: “Biz Ermeniler de Tatarların kökünü kazıdık. Bu öyle sonsuz bir kin ve intikam zinciridir ki gitgide daha derin bir şekilde insanın içine işler ve insan tabiatının en kötü ve korkunç tarafını ortaya çıkarır. Bu devam ettikçe esirlerin öldürülmesi, savunmasız insanların katliamı, ırzlarına geçilmesi, mallarının yağma edilmesi gibi şeyler harbin olağan ve yapılması normal sayılan bir işi haline gelir. İnsanlar böyledir.”

 

Kafkasya’da da  terör estirdiler
Ermenilerin Türklere yönelik saldırıları Anadolu’yla sınırlı kalmadı. Kafkaslar’da ve Azerbaycan topraklarında da sayısız katliam gerçekleştiren Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından çekildikleri bölgelerde Müslüman ve Türk halklara vahşet uygulamaya devam etti. 1919 yılında Nahçıvan ve Şerür civarındaki 45 köye saldıran Ermeniler, Mayıs 1920 sonralarına doğru, Erivan’ın Uluhanlı yanındaki Karadağlı adlı İslam köyünün ahalisini zorla yerlerinden çıkararak göçe zorladır. Yine aynı ay, Cebeçalı köyündeki tüm Müslümanlar süngülenerek katledildi. Haziran 1920’de Erivan’daki Müslüman köyleri Hacıbayram ve Haberbegli’ye baskın yapıldı. Baskından kurtulabilen az sayıdaki masum Türk, Aras ırmağında boğularak can verdi. Erivan’dan Azerbaycan’a trenle gitmeye çalışan 500 Müslüman Türk, Ermeniler tarafından Gümrü yakınlarında vagonlardan indirilerek öldürüldü.


Çetelerin hedefi Müslümanlardı
ABD’li Leonard Ramsden Hartill, “İnsanlar Böyledir” adlı kitabında Ermeni soykırımının amacının Ermenistan olarak kabul edilen sınırlar içindeki tüm Türk ve Müslüman toplumlarının toptan yok edilmesi olduğuna dikkat çekiyor.

 
Hocalı mezalimi unutulmadı
1992’de Hocalı köyüne giren Ermeniler, sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan 613 kişiyi
hunharca katletmişti



İnsanlıktan nasibi olmayan Ermeniler, kundaktaki bebeklere bile acımamıştı.

Ermenilerin Türklere yönelik zulümleri, Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki katliamlarla sınırlı kalmadı. Ermeniler, ellerine geçen ilk fırsatta, Müslüman Türkleri hunharca katletti. İşte bu korkunç olaylardan biri de Hocalı’da yaşandı. Hocalı katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25-26 Şubat 1992’de Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetlerinin eseriydi. 26 Şubat’ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri, Hocalı’ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptı. 10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3 bin Azeri sivil vardı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olarak açıklanmıştı.

İşkenceden geçirdiler
Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri evlerinde yakılarak öldürüldü. Kadın, çocuk ve yaşlılar katledildi. Katledilenlerin 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 7’ten fazlası ise yaşlıydı. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştu. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştu. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştü. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini almıştı. Katliama tanık olan bir gazetecinin, Hocalı’da yaşananları özetleyen şu sözleri, soykırım iddiacısı Ermenilerin gerçek yüzünü anlatması bakımından çarpıcıdır: “Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti.”

Yüzlerini jiletlediler
“Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı” diyen gazeteci, “İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti” diyordu. Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya geçerken, yüzyılın vahşetinden geriye kalanlar ise yüzlerce ceset, kan, gözyaşı oldu. Hocalı katliamı, Batılı gazeteciler özellikle de New York Times tarafından hem fotoğraflarla hem de yaşayanların anlattıklarıyla belgelendi. Hocalı’da yaşanan asrın katliamına seyirci kalmakla yetinen BM ve Batı ülkeleri, bugüne kadar Ermenilerin yaptıkları soykırıma ve işgal hareketlerine hiçbir tepki vermedi.


YARIN: Vahşete dedesi de tanık oldu
Logged
seyyah
Anormal S.Moderator
*

Karizma Puanı: 236
Offline Offline



-->Anormaliz.Com Anormalist Insanların Adresi<--
Mesaj Sayısı: 13081

Cinsiyet: Bay
Nerden:

Aktiflik
Seviye
Deneyim


..::Ruh HaLim::..





« Yanıtla #19 : 07 Oca 2009, 14:38:08 Çrş »



Hortlayan Ermeni terörü diplomatlarımızı vurdu
Türkiye, katliamları unutmaya çalışırken, bu kez Ermeni ASALA örgütü sahneye çıkıyor ve Türk diplomatlarını hedef alıyordu
Dünya, Ermenilerin Anadolu’daki katliamlarına ve Hocalı’daki asrın mezalimine sessiz kaldı.  Tıpkı 1973 yılında dünyanın dört bir tarafında Türk diplomatlarını, masum ailelerini suikastlerle katleden ASALA terörüne sessiz kaldığı gibi. Ermenilerin Türklere yönelik katliam ve soykırımlarının bir diğer örneği, Ermeniler tarafından 1973 yılından itibaren gerçekleştirilen suikastlarla yaşandı. Aralarında değerli Türk diplomatları ile güvenlik görevlileri, işadamları ve bunların ailelerinin de bulunduğu toplam 41 kişi, Ermeni teröristler tarafından dünyanın çeşitli bölgelerinde katledildi.

Cinayetler zinciri
Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir ilk şehit diplomatlarımız oldu. Bu olayın ardından cinayetler zinciri başladı ve Batılı ülkelerin de desteğini alan Ermeni terörü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı kanlı politikasını sürdürdü. Politik Psikoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Abdulkadir Çevik, ASALA’nın dünyadaki diğer terör örgütleri gibi kimliğini şiddet yoluyla inşa etmek amacında olan bir yapılanma şeklinde değerlendirerek, “ASALA yaptığı eylemlerle kendini duyurmaya çalıştı. Ermeni kimliğini ve buna bağlı olarak Ermenilerin sözde soykırıma uğradıkları ifadesini tüm dünyaya bu yolla duyurmak istedi” dedi. Diasporanın da aynı yöntemi izlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, şunları söyledi:

Hedef kimlik inşa etmek
“Psikolojide bir olgu var. Gerçek olanla toplumun iç dünyasında yaşayan kavramların yer değiştirmesi söz konusu olur. Yani gerçek olmayan bir şey gerçekmiş gibi yaşanır. Sözde Ermeni soykırımı da buna benzer bir durumu ifade etmektedir. Toplumsal psikolojinin yaşattıkları gerçeğin önüne geçmiştir. ASALA ve diaspora bu psikolojik gerçek üzerine yıllarca Ermeni kimliğini inşa etmek istedi. ASALA terörünün gerçek nedeni buydu. Senin teröristin benim teröristim kavramı devam ettiği müddetçe terör olgusunun da dünya üzerinden kalkacağını söylemek zor. ”


Elçilerimizi şehit ettiler
Ermeni iftiralarını sürekli gündeme getirenler, Türk diplomatlarına yönelik hain pusuları hemen unutuverdi. İşte o k****e saldırılardan biri de 24 Ekim 1975’te Paris’te gerçekleşmişti. Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez’i taşıyan makam otosu, Seine Nehri üzerindeki Bir Hakeim Köprüsü’nde pusuya düşürülmüştü. İsmail Erez ve makam şoförü Talip Yener, otomatik silahlarla taranarak katledilmişlerdir.

Mezalime dedesi de şahit
Politik Psikoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, “Ermenilerin yaptığı katliamlara benim dedem bizzat tanık oldu” diyor

Yaklaşık bir asır boyunca katlettikleri Türk milletine soykırımcı yaftasını yapıştırma gayretindeki Ermenilerin iftiralarının Batı tarafından desteklenmesi, ibretlik bir süreç. Ermenilerin Türk düşmanlığının altında nasıl bir toplumsal psikoloji yattığını Politik Psikoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik’e sorduk:

Bin yıllık bir süreç
Katliamlara imza atmış Ermenilerin katlettiği halkı soykırımla suçlamasının tarihte bir başka örneği var mı? Nedir bu psikolojiyi yaratan unsurlar?
Türkler, büyük bir dünya imparatorluğu kurdu. Bunu yaparken sadece Türk kimliğiyle değil, Müslüman kimliğiyle de var oldu. Bu dönemde Anadolu’da yaşayan Hıristiyanların azınlık durumuna gelmeleri, başlı başına bir mağduriyet oluşturdu. İşte Ermeniler de bu mağduriyet psikolojisini kullanan toplumlardan biri oldu.

Cezayir’i unutmasınlar
Bütün bu soykırım iddialarının altında yatan duygu intikam mı?

Bunun altında, Türkiye’yi destabilize etme (karıştırma) isteği yatıyor.  Bu bir psikolojik savaş. Ermenilerin bu mağduriyet edebiyatını benimsemesi, Türkleri suçlaması ve Batı’nın da desteğini alması hep bu savaşın neticesi. Biz cevap vermedikçe onlar yazıp çizdi. .

Türkleri soykırımla suçlamak için fırsat mı kolluyorlardı?
Batı, kendisi ve geride kalanlar olarak ayırmıştı bir kere dünyayı. Biz Türkler, geride kalanlardandık.  İnsanlık dışına çıkarılan, barbar konumuna sokulan bir millet olduk. Kendilerine düşman yarattılar ki kendi olumsuzluklarını o düşmanın üzerine yöneltebilsinler. Dolayısıyla kendileri temize çıkmış olacaktı. Bugün bizi kınayan Fransa Cezayir soykırımını unutuyor. Bize akıl vermeye kalkışan Almanya, Yahudilere yaptığını unutuyor. Amerika yaptığı katliamları unutuyor. Bu dayanışmanın arkasında din faktörü var. Kimse inkar edemez. Hıristiyan Batı dünyası tek yumruk.

Toplum psikolojisi bozulur
Bu kadar baskı ve suçlama, Türk milletinin nasıl etkiliyor?

Bir toplumu karıştırmak için önce o toplumda ikilem yaratmanız gerekir. Bu Hıristiyan Batı dünyasının Türklere karşı yürüttüğü stratejidir. Ne kadar olumsuz kavram varsa Türk milletine yakıştırma gayreti vardır Batı’da. Bu durumda toplumun ’kendilik’ saygısında çökme olur. Toplumun psikolojisi bozulur, toplumsal güven sarsılır.  O zaman bir de bakarsınız ki kaotik bir durum ortaya çıkmış. Her kafadan bir ses çıkmaya başlar. Bölünmeler söz konusu olur.

Aydınlar yanlış yolda
Biz neden sessiz kalıyoruz bu suçlamalara karşı?

Sessiz kaldık, çünkü üzerimize kondurmadık. Bizim toplumsal kimliğimizde mağduriyet psikolojisi ikinci plandadır. Bizim kimliğimizin temel öğesini seçilmiş travmalar yerine seçilmiş zaferler oluşturuyor. Onun için bizim bir kuyruk acımız yok. Biz zaferler kazanmış bir toplum olduğumuz için mağduriyet psikolojisine girmiyoruz. Ermeniler, 1915 olaylarında gerçekten büyük katliamlar yaptı. Benim dedem bunlara bizzat tanık olanlardan biriydi. Eşi benzeri görülmemiş katliamlar yaşandı. Türkler hep savunmada kaldı. Oysa bizim yaşadıklarımızı anlatmamız gerekiyor.

BİTTİ
« Son Düzenleme: 08 Oca 2009, 13:10:14 Prş Gönderen: seyyah » Logged
Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
"İslâm büyükleri ve Eserleri" bölüm kuralları (Konu açmadan önce mutlaka okuyun Yeni İslâm büyükleri ve eserleri KaRa_MoD 0 556 Son Mesaj 05 Eyl 2007, 01:00:09 Çrş
Gönderen: KaRa_MoD
okuyun keyiflenin bakem Yeni Astroloji ve burçlar alemi « 1 2 3 » Çılgın_Kız 27 1226 Son Mesaj 07 May 2008, 13:33:35 Çrş
Gönderen: leon
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Yazdır  
+ -->Anormaliz.Com Alemin £n Geyik Forum Sitesi<--  » Anormaliz  » Ciddi Haber Ajansı » Ateş Hattı (Moderatör: seyyah)Konu:
 Resmi belgelerle Ermeni vahşeti (18 Bölüm dü tamamlandı. Okuyun Bakem)
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!


09 Şub 2012, 11:31:23 Prş